Necdet Rüştü Efe Tara – Mazi

Ben de gönül çektim eskiden
Yandı hayatım bu sevgiden
Anladım ki bir aşka bedel
Gençliğimmiş elimden giden

Önünde ben geldim de dize
Yâr olmadı bu kimse bize
En nihayet düşüp can verdim
Gözündeki yeşil denize

Sarmadımsa da belden, geçmedim bu emelden
Bir hazin maceradır onu aldılar elden
Başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
Gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu

Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır

Ne göğsünde uyuttu beni
Ne bûseyle avuttu beni
Geçti ardından uzun yıllar
O kadın da unuttu beni

Sarmadımsa da belden, geçmedim bu emelden
Bir hazin maceradır onu aldılar elden
Başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
Gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu..

Ümit Yaşar OĞUZCAN – MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM

aa çizim ebru selma kır

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Yeleleri alevden al bir ata binmiş
Aşıyor yüce dağları, engin denizleri.
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri.

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında
Destanlar yaratıyor cihanın görmediği,
Arkasından dağ dağ ordular geliyor
Her askeri Mustafa Kemal gibi.

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere
Al bir ata binmiş yalın kılıç
Koşuyor zaferden zafere.

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Ölmemiş bir kasım sabahı!
Yine bizimle beraber her yerde,
Yaşıyor dört köşesinde vatanın
Yaşıyor damar damar yüreklerde.

Mustafa Kemal’i düşünüyorum,
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
Mavi gözleri ışıl ışıl, görüyorum
Uykularıma giriyor her gece.
Ellerinden öpüyorum.

Ebru üzerine çalışma : Selma Kır

Leyla Faiqqızı – TÜRK OĞLU ATATÜRKÜM

aa çizim Teymur Rzayev

Türkün böyük öndəri,
Xilaskarı, lideri,
Unudulmaz rəhbəri,
Türk oğlu Atatürküm!
Çətinliyə qatlaşıb,
Apardın mübarizə
Cümhuriyyət yaratdın
Ərməğan etdin bizə,
Türk oğlu Atatürküm!
Yaratdığın məmləkət
Bizə olub yadigar
Qoy daima var olsun!
Bu əbədi səltənət,
Nə qədər ki biz varıq,
Nə qədər türk xalqı var,
Yaşa, öndərim yaşa,
Türk oğlu Atatürküm!
Qarşında baş əyilir,
Tutulur adın uca,
Adın tarixdə qalsın
Bütün zaman boyunca,
Xatırlarıq rəhmətlə
Adını, ulu türküm,
Türk oğlu Atatürküm!
Bütün türk dünyasında
İki dahi rəhbər var:
Biri Heydər Əliyev!
Biri Mustafa Kamal!
Türk xalqı var olunca
Adınız yaşayacaq,
Hörmətlə xatırlanıb
Ruhunuz şad olacaq…
Var olsun türk xalqımız,
Var olsun ulu millət!
Bizlərə örnək olub
Yaratdın Cümhuriyyət,
Türk oğlu Atatürküm!
Türk dövləti bölünməz,
Türk milləti də ölməz,
Nə qədər bu dünya var,
Tarixin yaddaşından
Sənin adın silinməz!
Öndərisən türklərin,
Rəhbərisən millətin,
Atası ulu türkün,
Türk oğlu Atatürküm!

İş : Teymur Rzayev

Halit Fahri Ozansoy

Halit Fahri Ozansoy

Bir zifiri karanlık, bu duman nedir?
Zindan mıdır burası, yoksa mezar mı?
Gün görmemiş kim bilir kaç bin senedir.
Benden başka buraya gömülen var mı?
Karanlığın soluyan bu son nefesi,
Karışıyor ne korkunç bir iniltiye…
Ürküyorum yürürken ayak sesleri,
Çınladı mı kubbeler çökecek diye…
İmdat, imdat Allah’ım sarsılıyor yer,
Paslı anahtarların gıcırtısıyla…
Bizi kilitlediler, kilitlediler!

Erkan Kayserili – Bağışla

erkan kayserili1

İnan ancak bir kere ölebilirim gözlerinde
Köklerimden söküldüm,firari ömrümde
Asılmak dudaklarında saadet içinde
Durgunluk demindeyim kaybedişimle

Çözüldü yüreğim yalnızlık sürgünlerinde
Çalarken tenimize isimlerimizi şefkatinle
Birbirimize firariyiz iki sokak ötede
Mavi gözlerindeki fırtına boğdu beni de

Battım çamurlar içinde,çocuklar gibi
Bağışla,bağışla beni ölemem iki kere
Gözlerin gönderdi beni sürgünlere
Adım duyuldu cihanda,yaşayan ölü diye

İnan ancak bir kere ölebilirim gözlerinde
Duyayım sesini gelsin ruhum gurbette
Doğsun güneş çehreme,firari gecelerime
Bağışla,bağışla beni ölemem iki kere

Şavkar Altınel – KAYIP

Şavkar Altınel

Yabancılara hayatı boyunca
kuşkuyla bakan kadın
‘Yıkama Odası’nda
iki yabancıyla birlikte.
Dışarıda ağır ağır geçiyor dakikalar.
“Neyindi? Nesi vardı?” diyor
başka bir cenaze kafilesinden
başörtülü bir gençkız.
Bunları böylesine içten
bir merakla sormasını severek
cevap veriyorum ona.

İçeri girdiğimde
tertemiz kefenin beyazlığı
neredeyse avutucu;
ama alabildiğine küçülmüş
gibi duran gövde
morgun rafına konulurken
inanamıyorum yarım yüzyıl önce
benim hayatımın da
burada başladığına.

Dört saat sonra
öğle sıcağında kavrulan
cami avlusunda ellerimizi kaldırıp
taklit ediyoruz imamın
anlamını bilmediğimiz hareketlerini.
Yüz metre bile ötede olmayan
mezarın başında kazmalı adamlar
çabucak bitiriyor işlerini
ve düşkırıcı bir filmden çıkmış gibi
sessizce dağılıyor küçük kalabalık.

Beyaz taşların arasından uzanan
asfalt bir yoldan inip otomobille
çıkıyoruz büyük kemerli kapıdan
artık benim olmayan gri şehrin
hiç yorulmayan trafiğine:
Otobüsler, dolmuşlar, yayalar…
ve çocuk1uğumun derinliklerinden
aklıma gelen bir rüya ansızın:
Koşarak girdiğim uzak odada
duvara vuran ölgün güneş
sonsuz yabancı1ığı her şeyin
ve tozlu rafta kalmış derin iz:
”Bak çalmışlar, anne.”

Mustafa Fırat – YEŞİL GÖZLER ÇİÇEĞİ

009

üç gece üç gündüz gibi geçti ömrümden üç sene
çivi di kasrın kurnalarında yüzdürdüğüm bronz gemilerim
çıktılar aşkın o derin yeşil gözler seferine;
ve yeniden doğdu şiirin yüzünde o hükümsüz kimliğım…

Ye yeniden şekillendi şerbetini susamışçasına içtiğimiz yaşam!
en savruk en heder yanımla yanındayım
hicazkar günlerin ardından,
haber saldım türküler söylemesi için ağustos böceğine;
tut ki sevinç içre bir avuç ağlasam!

-ey can ne gelır elden?
nâçar düşmüş kalbimle paylaş kalbini
sonsuz bir şehir olmak istiyorsa bir kasaba!

Nilgün Marmara – Yitik Kaynak

Nilgün Marmara

Unutuş bir kaynak olmalı
Yeni’yi her an’a yaymak için
Ben sana olmalıyım
Bana ben bir kaynak

Görüyorum geç,kıyım çok yakın!
Biliyorum artık mut uzaklığını
Sen yüzümü götürüyorsun
Kendi gözünü bile!

Gerçek bilirsin,diliyoruz.
Düz,eğri,çapraz yada değirmi.
Güzeldir açığa çıkışı yüreğin,
Sen bil ki,ben de seveyim