Rıfat Ilgaz – UTANCIMI ANLATIYORUM

rifat ilgaz8

Ölüm hiç özenilecek şey değil
Sevgilim, ölümün güzeli yok
Bir çirkin oluyor insan görme,
Sevmeyi, düşünmeyi unutuyor.
Ölecek misin ya bir meydanda öl,
Ya da dağ başında kavgan için,
Böyle yatakta miskince ölmek..

Önce ellerden başlıyor ölmek.
Hiç yarım kalmış bardak gördün mü?
Kurulmuş kol saati komodinin üstünde,
Kitap gördün mü az önce okunmuş?
Görmedin değil mi ben çok gördüm,
Bu yüzden ölemiyorum kolay kolay..
Hem ölmek de nerden aklıma geliyor
İnsanlar uzayda dolaşırken?
Bütün ilaçları içiyorum yarım kalmasın diye,
Bütün kitapları okuyup bitiriyorum.
Boyuna kuruyorum saatimi,
Getirdiğin portakalları yiyorum,
Sana beğendirmek zorundayım kendimi,
Bilmiyorsun direnmek zorundayım.
Utanırım karşında ölmekten,
Yaşıyorum böyle daha iyi…

Nafer Ermiş – HİLAL

006

Güneş karanlığı ikiye keserken
Ayda sen toprakta ben uyurken
Aramızdaki nehir giderek büyürken
İsterim ki bunu kimse bilmesin
Yarım sanmasın seni kimse
Yapraklar dökülmesin yüzünden
Sesin alçalmasın
Bil ki
Ayın silueti belirecek yeniden
Ruhum gerilecek senle karanlık arasına
Dünya aramızdan sessizce çekilirken
Ve sen tamamlanırken yeniden
Bedenim bir daha doğacak bedeninden
Yüz kere ölsem de ben senden
Zaman sana değmesin
Melekler inmesin gökyüzünden
Cennet seni bilmesin

Xəlil Rza Ulutürk – Dədə Heydər – Atatürk.

aa selma kır atatürk

Azadlıq allahı tək əyləşib öz yerində,
Yerin-göyün nuru var peyğəmbər gözlərində.
Sadəliyi nur saçır, əzəməti dərində.
Gedir, polad çiynində Kəpəz, Qoşqar boyda yük.
Dədə Heydər – Atatürk.

Dərin mavi gözləri sakit yanan od-ocaq,
Alovunda satqınlar yanacaq, kül olacaq.
Qaranlıqda işıqdır – o işığa yol açaq.
Məsləki varlığından böyükdür, min qat böyük.
Böyüklük heykəlidir Dədə Heydər – Atatürk!

Dörd tərəf qar-qiyamət, sərt qış… o, güllü yazdır,
Dinc, mülayim səsi də qaynar bir ehtirasdır.
Ərzurumdan Xəzərə şığıyan Xan Arazdır.
Dalğasında dönüklər ağ köpükdür, boz köpük,
Dalğalanır nəhr tək Dədə Heydər – Atatürk.

Azərbaycan, Türkiyə… Daş qala – qoşa səngər,
Bütün qasırğalara birləşməklə sinə gər.
Bu birlik qarşısında düşmən tük salacaq, tük…
Qucur iki sahili Dədə Heydər – Atatürk.

Ebru : Selma Kır

ÖMER BEDRETTİN UŞAKLI – AKDENİZ’ E DOĞRU

ata5

Eğilmez başımız, taç yaptık hürriyeti,
Zaferle kalbimize yazdık cumhuriyeti.

Sakarya’dan su içen o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış, yılmaz bir avuç erle,

“Hedef Akdeniz, asker!” diyen parmağa koştuk;
Zafer bahçelerinden gül koparmağa koştuk.

Yol gösterdi göklerden bize binlerce yıldız,
Kıpkızıl ufuklardan taştı al bayrağımız;

Koştuk aslanlar gibi kükreyip dağdan dağa,
Canavarlar dişinden vatanı kurtarmağa.

Vahşetlere dikilmiş gözlerimiz dumanlı,
Hürriyete susamış yanık bağrımız kanlı;

Çılgınca atılarak şanlı Dumlupınar’a,
Süngümüzden şan verdik coşkun yıldırımlara.

Sakarya’dan su içen o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış, yılmaz bir avuç erle,

Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti,
Zaferle kalbimize yazdık cumhuriyeti…

Muhip Süeltürk – ÇALI ÖMRÜM

083

Sokak ıslıklarında kaldı
Kaçak düşlerim
Kaldırım taşı ellerim
Ayaklarım
Sokak çeşmesi aklığım
Irmak boyu yalanlarım
Karpuz kabuğunda
Sandal uykusu tembelliğim
Git başımdan
Alın çizgilerim
İhtiyar komşum
Güney denizlerinde
Bir kız
Hala
Saçlarımda taranır
Tuzlu
Çakıl taşlı
Yosun gözlü
Yelken kaçışlı
Güldürme beni
Uzakların kızı
Kar ağrısı yazların
Yaprak düşkünü mevsimin
Yutar denizlerimi
Alır çöplüğüne
Bu
Benim
Çalı ömrüm

Turgut Uyar – kim çağırıyor maviyi

142

“kim düzenliyor bu uyuşmazlığı, kimin
elleri bir iki harf yazıyor hızlıca
nerden baksan zehir gibi kapkara
tuzla ekmek arasında suyla benim aramda
maviyi çağıran kim şimdi, kimin
uygunsuz elleri dolaşıyor aramızda
şimdi bu her şey nedir
dükkanların bankaların, borsaların adı ne
yeşilin tadı hani, gölün sevinci nerde
şimdi durup dururken nedir bu
gündüzü hızlandıran, geceyi bölen öfke
maviyi çağıran kim, kimdir çağıran maviyi
asıl mavi kimi çağırıyor, asıl onun adı ne”

Aziz NESİN – ARKADAŞIM BADEM AĞACI

f350

Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış..
Açarsın çiçeklerini ..
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü…
Bir güler yüz bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Ko desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya

ORHAN VELİ KANIK – BAYRAM

b-f018

Kargalar, sakın anneme söylemeyin
Bugün toplar atılırken evden kaçıp
Harbiye Nezareti’ne gideceğim.
Söylemezseniz size macun alırım
Simit alırım, horoz şekeri alırım
Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar
Bütün zıpzıplarımı size veririm.
Kargalar, ne olur anneme söylemeyin