Yavuz Alkan

yavuz alkan1

göçeriz biz
tabanımız nasır
saçlarımız yağlı
aslan oğlanlarımız
gürbüz kızlarımız
her step bizim
her dağın gölgesi
bizim evimiz
her dereden içmeliyiz
kana kana
gölgemiz eşeğin sırtında
hayallerimiz ata bağlı
türkülerimizi duymalı
her kaya
aydınlanmalı her ova
ateşimizle
rüzgarla savruluruz
bulutların ardında
gittiğimiz yerdir yurdumuz
durduğumuz yerdir mezarımız
göçeriz biz
çayırlar yatağımız
gökkubbe yarenimiz.

göçerlerin torunu yavuz
küçükyalı 2014 ocak

Yahya Kemal Beyatlı – UFUKLAR

yahya kemal beyatlı9

Ruh ufuksuz yaşamaz.
Dağlar ufkunda mehabet,
Ova ufkunda huzur,
Deniz ufkunda teselli duyulur.
Yalnız onlarda bulur ruh ezeli lezzetini.
Bu ufuklar avutur ruhu saatlerce fakat
Bir zaman sonra derinden duyulur yalnızlık.
Ruh arar kendine ruh ufku.
Manevi ufku çok engin ulu peygamberler
-Bahsin üstündedirler onlar-lakin
Hayli mesud idiler dünyada;
Yaşıyorlardı havarileri, ashabıyla;
Ne ufuklar! Ne güzel ruh imiş onlar! Yarab!

Annemin na’şını gördümdü
Bakıyorken bana sabit ve donuk gözlerle,
Acıdan çıldıracaktım.
Aradan elli dokuz yıl geçti.
Ah o sabit bakış el’an yaradır kalbimde.
O yaşarken o semavi, o gülümser gözler
Ne kadar engin ufuklardı bana;
Teneşir tahtası üstünde o gün,
Bakmaz olmuştular artık bu bizim dünyaya.

Yaşayan her fani
Yaşayan ruh özler
Her sıkıldıkça arar,
Dar hayatında ya dost ufku, ya canan ufku.

Melih Cevdet Anday – Defne Ormanı

melih cevdet anday2

Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri
İçin felsefe yapıyorlardı, çünkü
Ekmeklerini köleler veriyordu onlara;
Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için
Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini
Köle sahipleri veriyordu onlara.
Ve yıkıldı gitti Likya..

Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri
İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü
Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara;
Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri
İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini
Felsefe veriyordu onlara.
Ve yıkıldı gitti Likya..

Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin
Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin
Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi.
Ekmeğin sahipsiz felsefesini
Felsefenin sahipsiz ekmeği.
Ve yıkıldı gitti Likya.
Hala yeşil bir defne ormanı altında…

Ziya Gökalp – Kendine Doğru

ziya gökalp1

Atanın içkisi köpüklü kımız,
Arpa suyu içme! dedi bir Kırgız!

Evinin yemişi erikle elma,
Komşunun bağından hurmayı alma!

Başka dile uymaz annenin sesi,
Her sözün ararsan vardır Türkçesi!

Duymadan düşünme, görme sezmeden,
Kendi duygun olsun usunu yeden!

Dile, yap! Tanrı’nın sensin bileği,
Göktürk’ün sendedir yüce dileği!

Demir sana tapar, şimşek baş eğer,
İsteme, sen yarat; görme, sen göster!

Sunay Akın – Dudak Payı

f082-saraçhane

Çay bardağında
Bırakılan dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam
Gözlerine

Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanındaki beton binaya
Yaslanması gibi
Köhne bir evin

Seni bir çivi
Gibi çaktım
Çünkü beynime
Ve toplayıp
Bütün kerpetenleri
Attım denize

Nihat Behram – YALNIZIM

Yalnızım
Gecede yıldız
Düşlerde sabahsız gibi
Günlerim
Göklerde güneş
Güllerde filizsiz gibi.

Kayalarda köpük köpük kanatlanıp dalgalar
Götürdü uzaklara
Alıp götürdü seni
Yanar hüznünde kalbimin
Rüzgar ve ay
Ayrılık tüter deniz
Kıyıdan ufka kadar.

Yeter yüreğim yeter
Canıma yığdığın acı dağları tutar
Yeter yüreğim yeter
İçimdeki yarasından habersiz bir çocuk yatar.

Yalnızım
Yollarda sıla
Dallarda yuvasız gibi
Günlerim
Yüzlerde sevinç
Kırlarda çiçeksiz gibi

Kayalarda
Yeter
Canıma
Yeter
İçimde yarasından habersiz bir çocuk yatar.

Cahit Sıtkı Tarancı – ÇİLİNGİR SOFRASI

cahit sırkı tarancı2

Otur ki sandalye hatırlasın
Sandalye olduğunu.
Masa da unutur masalığını,
Elini komasan üstüne.
Bakışlarını ayırmaya gelmez,
Sürahi boşalır sonra suyundan.
Kadehim kadehim dediğin şey,
Dudağını değdirmedikçe kadeh değildir.
Mezeler de bilmez renklerini, lezzetlerini,
Çatalını dokundurmazsan.

Fakat farkında mısın?..

Fazıl Hüsnü Dağlarca – BİRİ

fazıl hüsnü dağlarca15

Yola çıkar
Arkasında adamlar
Biri nereye gideceği
Biri nereden gelmekte olduğu
Biri bu kentin yabancısı
Biri kime gittiği
Biri ceketinde üşürkendir
Biri kaç gecedir uykusuz
Biri yorgun mu yorgun
Biri umudunu yitirmiştir
Biri köysüz bile sanki tek ağaç
Biri açtır tek dilim ekmek düşlemekte
Biri ikiyi daha iki görmektedir
Ötekileri saymıyorum
Biri sizinle tanışmaktadır
Çok adam sizinle tanışmaktadır

15 Ekim 2008

MELEK ÖZLEM SEZER – kara kancaloz’la geçen şen günlerim

melek özlem sezer6

kara kancaloz dizmiş diline iğneleri
hark puuu, hoooork puuu
tüküre tüküre atıyor kızgın iğnelerini
ben sanıyorum ki gıdıklıyor beni
ki ki ki, kikir kikir kiii!

kara kancaloz’un çenesi dikiş makinesi
hiç durmadan hiç durmadan ta ta ta ti ta tata ti!
ben sanıyorum ki saçıma güneş dikiyor
o konuştukça yüzüm gözüm parlıyor

kara kancaloz çen çen çenelek böceği
sıçraya sıçraya giden bir kulak kemirgeni
kendine taraftar bulmak için debelenirken
ha babam de babam çen ha çen çen çen

bana öyle geliyor ki konuşmuyor da
çekirdek çitliyor: çit çat çat, çit çat çat
çekirdek dediğin de sırf kabuktan ibaret
çitten çattan başka bir şey yok mübarek

ama ben de az numaracı değilim hani
esner gibi yapıp havayı içime çekiyorum
sonra püfff pufff rüzgâr oluyorum
kabukları savura savura gönlümü şenlendiriyorum

kara kancaloz beni gözleriyle soyuyor
bilmem ki kadın kadına canı neler çekiyor
ayaklarımdan başlıyor aralarda oyalanıyor
ama ne yapsa sonunda kafama çarpıyor
ben sanıyorum ki futbol oynuyor
güüüm pat! bir kafa atıyorum
seyirci ‘kara kancaloz ağlarda!’ diye alkışlıyor

kara kancaloz, kara kancaloz
dili ateş, değdiği yerde cozzz!
bilir misin yaş almak öyle güzel öyle ferah ki
senin o biçimsiz kötülüğün anca
benim kalbimin kırışığını ütülüyor

aman da aman ha saman bre
kara kancaloz’un kâğıdı var, kalemi var
kara kalemle kara kâğıdına yazar ha yazar
hop ordan hooop burdan kafama atar
ben de alır onları katlar, uçak yaparım
kara kancaloz kızdırma sakın ha beni
uçaktan kafana kahkaha bombası atarım