Ahmed ARİF – LEYLİM – LEYLİM

006 (2)

Leylim – leylim dünyamızın yarısı
Al – yeşil bahar,
Yarısı kar olanda
Gene kavim – kardaş, can – cana düşman,
Gene yediboğum akrep,
Sarı engerek,
Alnımızın aklığında puşt işi zulüm
Ve canım yarı geceler
Çift kanat kapılarına karşı darağaçları,
Mahpusanede çeşme
Yandan akar olanda,
Gelmiş yoklamış ecel
Kaburgam arasından.
Yoklasın hele…

Çağıdır, can dayanmaz,
Çağıdır, en çatal, en ası,
Cehennem koncası memelerinin.
Çağıdır, kırk gün – kırk gece
Kolların boynuma kement,
Ha canım kötüye inat…
Vah ki ne desem,
Kurşunları namlulara sürülü,
İ’kelleri kan,
Baskıncılar uykumuzu yıkar olanda,
Alır yüreğim:

Yankın yasak, aynalara.
İnemem bahçende talan,
Tam, boş yanı bu, derim namussuzun,
Tam, bıçağım cehennem gibi güzelken,
Aklıma düşüyorsun
Ellerim arık…

Bilmiş
Bütün zula’lar
Eğri hançer, kara mavzer, kan pusu.
Ve insan düşüncesinin o en orospu,
O en ayıp, frengili yemişi,
Çıldırtılmış uranyum
Bilmiş,
Bilsinler!
Sana nasıl yandığımı
Uuuuy gelin…

İşte kan tutmuş korsanlar,
Haramla beslenmiş azgın,
Düzmece peygamberler
Ve cüceleri
Ve iğdiş ve aptal kölelerine karşı,
İşte bir kez daha
Bu can bendeyken,
Delin, divanenim işte
Uuuuy gelin…

Bu yasaklar,
Firavun kalıntısı.
Yoksun,
Akdan – karadan.
Gizline, canevine kurulu faklar.
Gün ola, umut kesip korkunç yetinden,
Murdar tutkusuna dünyasızlığın,
Gün ola, düşesin bekler.
Düşme!
Ölürüm…
Gözlerinden, gözlerinden olurum.

Leylim – leylim
Ayvalar, nar olanda
Sen bana yar olanda.
Belalı başımıza
Dünyalar dar olanda.

Adnan Yücel – Rüzgarla Bir

adnan yücel

Hangi günün gecesidir / yazı kışta kılan bilir
Gün içinde görünmeden / günü suya salan bilir
Dağlar düze iner birden
Aşkı sonsuz kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir

Göl göl olur damda biri / çentik atar günlerine
Sel sel akar diğerleri / güneş güler tenlerine
Biri bine döner birden
Yolu yakın kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir

Rüzgar çocuk sesleriyle / mavi bir düş kurar gökte
Sözde türkü dalda çiçek / olur açar her yürekte
Gözden perde iner birden
Düşü gerek kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir

Sezai Karakoç – Balkon

sezai karakoç

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü

Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların

Metin DEMİRTAŞ – KARDEŞ MEKTUBU

metin demirtaş

Bir otelin resepsiyonuna bırakılmışsın.
Zarfının üstündeki el yazısından tanıdım seni.
Gurbetteki kardeşimden geliyorsun.

Macar bayan Agota’ nın çantasında
Yolculuk etmişsin bir süre.
Budapeşte’de Attila Jozsef Bulvarı’ nda gezinmiş,
Sandor Petöfi Köprüsü’nden geçmişsin.

Tarih yerinde, ‘Frankfurt, güzün son günleri’
Yazılı sadece.
Ne ay, ne gün belirtili.
Mevsime vurgu yapmışsın.

Çünkü derdin hep,
Frankfurt’ un Sonbaharı,
İnsanı daha da hüzünlendirir,
Harlandırır hasreti.

Canım Ağabeyim diye giriyorsun söze.
Sağda, tırnak içinde iki dizesi Nazım’ ın,
Betimler gibi duygularını senin de.

“Hiçbir şey dindirmez iç sıkıntımı
Memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.”

Ren boyunda bir bankta yazıyorum diyorsun.
-Sularına asmalar vuran Ren-
Sürükleyerek sonbaharın son yapraklarını,
Akıyor ağır ağır.
Erciyes’ e şimdi lapa lapa kar yağmaktadır.

Ana-baba ocağının tüten dumanını,
Avludaki meşe ağacının hışırtısını özlüyorsun.
Çocukluk anılarını süsleyen,
Bir görünüp, bir yiten anneni arıyorsun.
Özlemine derman olur diye,
Döne döne okuyorsun
Attila Jzsef’ in annesine yazdığı şiiri.

“Ağlamak için çok geç şimdi
Annemi uçuşan kır saçlarıyla
Görüyorum gökyüzü sonsuzluğunda
Göğün suyuna katarken çivitini.”

Hem kederli, hem keyifli, hem esriksin belli.
Mektubunda yer yer
Gözyaşlarına karışmış şarap benekleri.

Rıfat Ilgaz – TÜRKÇEMİZ

rifat ilgaz8

Annenden öğrendiğinle yetinme
Çocuğum, Türkçe’ni geliştir.
Dilimiz öylesine güzel ki,
Durgun göllerimizce duru,
Akar sularımızca coşkulu..
Ne var ki çocuğum,
Güzellik de bakım ister.

Önce türkülerimizi öğren,
Seni büyüten ninnilerimizi belle,
Gidenlere yakılan ağıtları..
Her sözün en güzeli Türkçemizde,
Diline takılanları ayıkla,
Yabancı sözcükleri at.

Bak, devrim, ne güzel,
Barış, ne güzel,
Dayanışma, özgürlük,
Hele bağımsızlık..
En güzeli sevgi,
Sev Türkçeni çocuğum,
Dilini sevenleri sev…

AFŞAR TİMUÇİN – BU BİZİM ŞİİRİMİZDİR

b-f122

Bir suyun akışına dalar gibi kalıyoruz
O zaman gün sızıyor saçaklardan ince ince
Biz birbirimizi karşılıksız sevmeye başlayınca
Birlikte bir kirazı dişler gibi oluyoruz
Uzun bir kervan gibiyiz güneşte ağır ağır
Aydınlığı iki ayrı sevinç gibi yaşıyoruz
İki ayrı sevinci bir bütünde eriterek
Şurada otursak mı yürüsek mi biraz daha
Ötelere uzanmadan köşeyi bile dönmeden
Birkaç yüzyıl sonraki bir şiiri okur gibi
En küçük bir kıpırtıda sonsuzluğa varıyoruz
Üşütür gibi titreten buydu az önce bizi
Şimdi denizin sesiyle rüzgar belki de aynı şey
Bu senin saçların mı yoksa benim saçlarım mı
Aramıza girmeye çalışan yaramaz bir esinti mi
Uzun uzun düşünmeye başlamadan
Bütün zamanları birden şimdiye damıtarak
Bir kuşun kanadını öper gibi kalıyoruz.

NEVBAHAR ÖZEL – DENİZ YILDIZIMSIN

Seni gizlice kumlara gömdüm.
Deniz yıldızımsın suların örten maviliğinde.

Hayalin deryasında sarıldım kollarına
Sana hasret yüreğim aşkının rüyasında
Şarkı oldun yarim çilem çalıyor
Sevdan ile ağlıyor gönlümün faslı

Seni gizlice kumlara gömdüm.
Deniz yıldızımsın suların örten maviliğinde.

Beste : NEVBAHAR ÖZEL

Nihat Behram – Umut ki

f039

Umut ki yüreğimdir
Halk olmuş yüreğimdir
Adını Onur koyduğum kavga
Büyü de umudu doğur

Kimi gün düşüm olur
Sese döner beni söyler
Kimi gün rüzgarlanır
Kuşa döner göğü söyler

Bileğim kelepçeli
Kolum zincirli olsa
Dudağım filizlenir
Kırılmış dalı söyler

Ahmet Haşim – Bir Günün Sonunda Arzu

b-f231

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümayan,
Güller gibi… sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nalan;
Gün doğdu yazık arkalarında!
Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilân.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Alemlerimizden sefer eyler?
Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Üstümde sema kavs-i mutalsam!
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

(1921)

Yavuz Alkan

yavuz alkan1

göçeriz biz
tabanımız nasır
saçlarımız yağlı
aslan oğlanlarımız
gürbüz kızlarımız
her step bizim
her dağın gölgesi
bizim evimiz
her dereden içmeliyiz
kana kana
gölgemiz eşeğin sırtında
hayallerimiz ata bağlı
türkülerimizi duymalı
her kaya
aydınlanmalı her ova
ateşimizle
rüzgarla savruluruz
bulutların ardında
gittiğimiz yerdir yurdumuz
durduğumuz yerdir mezarımız
göçeriz biz
çayırlar yatağımız
gökkubbe yarenimiz.

göçerlerin torunu yavuz
küçükyalı 2014 ocak