Edip CANSEVER

edip cansever3

Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
— Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben –
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar…
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.

Yavuz Alkan

f161

yalınayak yürüyelim
selam versin yoncalar
sonra kalksınlar ardımızdan
topraklarından ödünç alalım
parmak aramızda saklayalım
sonra koşarken
oraya buraya bırakalım
nefeslenirken eller dizde
çayırı içimize çekelim
karnımızı ağaçlardan
gözümüzü bulutlardan doyuralım
sebep aramadan gülelim
deli diyen çıkar elbet
onlara da gülelim
lafları tartmayalım
sözleri biçmeyelim
bizi köyden kovanların
içlerinden geçelim
çıplak çocuklarımız olsun
hepberaber büyüyelim
aklı onlardan alalım
herşeyi onlara verelim
kiri
pası
tamahı
uzaktan da görmeyelim
göz göze verelim
hayalleri içelim
aydan sekelim
yıldızlara konalım
buralar dar gelirse
oralarda uyuyalım.

eleşkirt, 10 temmuz

Bedri Rahmi Eyüboğlu – Sana Büyük Şehirlerden Bahsedeceğim

bedri_rahmi_eyuboglu12

Büyük şehirlere bağlanma,
öyle bir şehre yerleş ki,
küçük olsun fakat bizim olsun.
sokaklarında tanımadık yüz,
ensesine şamar atmayacağın kimse dolaşmasın.
her ağacına elin,
her karış toprağına terin değsin.
ve kuytu evlerden birinde
senden habersiz ölenler olmasın.

Kudret Çat – SENİ ARAR SENİ SÖYLERİM

079 (2)

pecenek göllerinde yüzer ördeğim kazım
çalar yine efkarlı dertli de garip sazım
ışık tutsun tarihe mısralarda bu sözüm
seni arar seni sôylerim bende güzelim

söğüt dalları salkım salkım yüklü gazelim
gölgesine uzanır da kafamı dinlerim
haykırır avaz avaz dağı taşı yıkarım
seni arar seni söylerim bende güzelim

dilerim yalan dünyada bıktırmaz nazların
ata ata kahi baharında kahi yazın
perde perde dile gelir sana sevdam özüm
seni arar seni söylerim bende güzelim

kara bahtıma ışık pırlanta yıldız gözün
gönlümdeki vatan sevdama dem hilal kaşın
tel tel okşayıp koklamak için güzel saçın
seni arar seni söylerim bende güzelim

hasretinle coşkun bak der KUDRET göz pınarlarım
sen dile ben Ferhat olur dağları delerim
aşkınla bir Mecnun olur çölleri elerim
seni arar seni söylerim bende güzelim

Adnan Yücel – yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

adnan yücel

yağmura susamış sabahlarda çoğalır,
törenlerde dikilirdik burçlarınıza
türküler söylerdik hep aynı telden,
hep aynı sesten, aynı yürekten

o sevda ki bizde bir murattır,
yılgınlığa karşı direnci söyler
hep aşkla temizler yüreklerimizi,
dudaklarımızda kirlenmez türküler

ey aç bebelerin, dirençli çocukları
ey bir sesin yankısında kalanlar
ey terini toprağa katan ustalar
ey bağrımıza bastığımız deli sevda

siz ki anlardınız o aşkın dilinden
uzakta olsa bir umut adına
siz ki bilirdiniz coşkuyla sevmesini
gelecek uğruna ölürcesine

kızgın bir demiri dövercesine
ve tarihin en güzel yapraklarını
güneşin parmağıyla çevirircesine
siz bilirdiniz sevmesini

zora direnirken yüreklerde söylenen
o büyülü şarkılar sustu bilinsin
ve hatta demiri çürüten bilekler
mühürlendi gün ve güneş denilsin

sis de bilirsiniz o kır çiçeklerini
özgürlük renginde sevgiyle açarlar
hangi rüzgar dağıtırsa dağıtsın
düştükleri yerde yeniden çoğalılarlar

sabrın çiçeklerini açtığı yerden
asla kapanmaz yaşanan defter
çünkü tarihin en güzel yerinde
son sözünü hep direnenler söyler

Fikret Terzi – ÇOCUKLARI AĞLATMAYIN… 1

031

Savaşların ağlattığı tüm Çocuklara…

Bir çocuk ağlıyor Filistin’de;
Yürekleri dağlıyor mu çığlıkları!
Hıçkırıkları Paris’ten duyuluyor mu!
İçi acıyor mu Londra’daki bir annenin!
Zürih’te hangi babanın canı yanıyor!
Alevler yakıyor mu New York’taki çocukları da;
Berlin’deki, Lozan’daki,Tokyo’daki?!

Çocukların gözleri sel;
Filistin’den acı yayılıyor havaya!
Soluyabiliyor mu dünyanın tüm çocukları?
Ciğerleri yanıyor mu insanlığın?
Zehirli gazdan gözleri yaşarıyor mu?
Moskova’da, Atina’da, Nice’de, İstanbul’da?!

Çocuklar ağlıyor Filistin’de:
Analarına…
Babalarına…
O Analar Babalar ki;
Artık ağlayamayacak olan çocuklarına…

Dünyanın bir köşesinde..
Savaşın orta yerinde..
Acı ve kan gölünde..
Köln’de, Lüksemburg’da, Şam’da bir çocuk ağlasa;
Gazze’deki, Bağdat’daki, Şam’daki, Kandahar’daki tüm çocuklar da ağlar…
Ve onlar Kudüs’ten, Kerkük’ten ölümü hissederler;
Bir bomba düşse Rio’ya, Lizbon’a, Pekin’e, Hiroşima’ya…

Eyvah!
Bir füze daha atıldı Filistin’e..
Peki sizin;
Kaç çocuğunuz daha ağlıyor şimdi ülkenizde?!…

Ocak 2009

Fahriye Gözen

106

“Adına dizeler, destanlar yazdım.
Yittiğin toprakları bir bir aradım.
Toyluğuna, gençliğine doyamadığım
özgürlük diye diye namerde mi çattın?

Dağ, taş, ova, bayır bugün gezerim.
Derdime acılar, dertler eklerim.
Dostlar, aklın yiter gel, etme derler.
Sensiz aklı, fikri gayrı neyleyeyim.”

Hasan İzzettin Dinamo – Yirmi Birinci Yüzyılın İnsanlarına – I

hasan izzettin dinamo

Bir Eyüp sabrıyla bekledim
Sabahı olmayan gecelerde.
Gül dalları yerine demir çubuklar vardı
Münzevî-münzevî pencerelerde.

Dört uzun yıl boyunca
Dışarda koskoca bir doğa
Baştan çıkaran kokularıyla
doldurdu yolları.
Her bahar göğün kapılarında
Şarkılar okudu tarla kuşları.

Apak bulutlar geçti habersiz
Âşıklığımdan, şairliğimden,
Bahar yağmurları bensiz yağdı
Ebemkuşağı açtı bensiz.

Bir Eyüp sabrıyla bekledim
Gübreliğinde günlerimin,
İnsanlar olmadı farkında
En küçük hünerimin.
Ne de bir kimsenin haberi oldu
varlığımla yokluğumdan.
Yalnız, bir bahar sabahına benzeyen çocukluğumdan
Ebemkuşakları gelirdi
eğlendirmek için beni,
İçinde çırılçıplak çimdiğim dereler
Söylerken kulağımın dibinde ninni
Bir bahar sabahı gibi güzel çocukluğumun
Kırık beşiğine başımı koyar
Uyanmadan günlerce uyurdum.
Umudumu, dudaklarında büyük türküler
Ellerinde gelincik desteleri
karşımda bulurdum.

Öğrenme
istemem
bir Eyüp sabrı nedir
torunlarımın torunu.
Say ki dedelerin bir masal yaşadı
Say ki acılar masaldı,
Öttür ölümsüzlüğe doğru borunu!

Orhan Veli

orhan veli kanık

Handan, hamamdan geçtik,
Gün ışığındaki hissemize razıydık;
Saadetinden geçtik,
Ümidine razıydık;
Hiçbirini bulamadık;
Kendimize hüzünler icadettik,
Avunamadık;
Yoksa biz…
Biz bu dünyadan değil miydik?

ECE AYHAN – MOR KÜLHANİ

ece ayhan6

1.Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

2.Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik’te Eski Şair Çıkmazı’nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

3.Şiirimiz gül kurutur abiler

Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga’ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler

4.Şiirimiz erkek emzirir abiler

İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir

Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler

5.Şiirimiz mor külhanidir abiler

Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.

Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler

6.Şiirimiz kentten içeridir abiler

Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla

Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?