NAZIM HİKMET RAN – MEŞİN KAPLI KİTAP

nazım hikmet59

Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı,
Ay altında dün gece
Deli bir derviş gibi,
Mumu sönmüş, rahlesi
Yere devrilmiş gibi,
Okudum saatlerce.

Yaldızlı meşin kabın
Parçalanmış koynunda,
Çevirdikçe küf kokan
Her sarı yaprağını,
Sandım eşeliyorum
Bir mezar toprağını.

İnce el yazıları
Canlandı birer birer,
Masallarda çizilen
Yüzleri gösterdiler.

İblis bir yılan oldu.
Âdem Havva’ya kandı
Kardeşini öldüren
Lanetli ruhu gördüm.

Koca tahta bir gemi,
Ummanlarda çalkandı.
Ufuklarda güvercin
Bekleyen Nuh’u gördüm.

İsmail’in topuğu
Kumdan çıkardı zemzem.
Tur-u Sina’da Musa,
Kaldırdı kollarını,
Asasını vurunca
Yarıldı bahri kulzem,
Buldu Beni İsrail
Kudüs’ün yollarını.

Zekeriya zikrini
Bir sonsuz ah’a verdi.
Doğdu İsa, bikrini
Meryem Allah’a verdi.

Kureyşli Muhammed’e
Kucak açtı Medine.
Bir ateş mezar oldu
Kerbela Hüseyin’e.

Sahifeler döndükçe
Bunlar hep birer birer,
Doğrulup devrildiler.
Ay battı, Güneş doğdu.
Kalbimizde ateş doğdu.

Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı,
Varsın gömülsün diye
Ebediyen uykuya,
Attım bir kör kuyuya.

Yazık, yazık bize ki,
Asırlarca aldandık.
Karanlıkta çizilen
İzleri görmek için
Görüp yüz sürmek için.

Ne gökten necat geldi,
Ne bir parça merhamet,
Çalışan esirlere.
İsa, Musa, Muhammed
Sade bir satır dua,
Bir tütsü buhur verdi.
Masal Cennetlerinin
Yollarını gösterdi.

Ne beş vakit namazı,
Ne Anjelüs’ün çanları,
Zincirden kurtaramadı
Yoksul çalışanları.

Yine biz köleleriz
Efendilerimiz var.
Yine her mel’un taşı
Yosunlanmış bir duvar.

Esir, efendi diye
Koymuş da adlarını,
İki bahta ayırmış
Arzın evlatlarını.
Efendi işletiyor
Esir işliyor yine.

Yine efendilerin
Gümüşlü sofrasından,
Kar gibi ekmeğinden,
Gümüş dolu tasından
Kırıntı, artık bile
Düşmüyor işleyene.

Yine biz esir geçen
Her günün akşamında
Eve, sade bir lokma
Ekmek getiriyoruz.

Gece yağmur inlerken
Evimizin damında,
Isınabilmek için
Güneş bekler gibi,
Birbirine sokulan
Hasta köpekler gibi,
Yırtık yorganımızın
Altında titriyoruz.

Çiftimiz balyozumuz
Sonsuz çalışmamızla
Asırlardır bağrında,
İnleyen kazmamızla
Heyecana geldi de,
Kara toprağın kalbi,
Kendini teslim eden
Taze bir gelin gibi.

Çiçeklerle dolandı
Dünya isimli ağaç,
Biz bu ağacımızın
Dibinde ölürken aç,
Efendiler gösterip
Sırıtan dişlerini,
Birer birer topluyor
Bütün yemişlerini.

Efendiler, ağalar,
Evliyalar, keşişler
Ebedi karanlığın
Boğulsun kollarında
Artık temiz ruhların
Aydınlık yollarında
Sade bir din, bir kanun
Bir hak: İşleyen dişler!

Nazım’ın 1921′de yazdığı bir şiirdir “Meşin Kaplı Kitap”. Bolu Sultanisi’nde öğretmen olarak görev alan Nazım Hikmet, Anadolu’ya ilk defa gelmiş ve halkın yaşadığı zorluk ve sefaleti ilk kez görmüştür. Anadolu’ya geçtiği sırada kendisine verilecek görevi beklediği İnebolu, Nazım’ın düşüncelerinin değişmesinde önemli bir yer tutmuştur. Bolu’da görev yaptığı sırada birtakım insanların, din adına halkı sömürdüklerini de görmesi Nazım’ın görüşlerini iyice değiştirmiştir. Bu dönem yazdığı “Meşin Kaplı Kitap” düşüncelerindeki değişimi yansıtan şiirlerinden birisidir.

Orhan Veli Kanık – Ah Neydi Benim Gençliğim

068

Nerede böyle hüzünlenmek o zaman;
İçip içip ağlamak,
Uzaklara dalıp şarkı söylemek;
Hafta sekiz ben eğlentide;
Bugün saz, yarın sinema,
Beğenmedin Aile Bahçesi;
Onu da beğenmedin, parka;
Sevdiğim dillere destan;
Sevdiğim,
Meyil verdiğim;
Ben dizinin dibinde elpençe divan,
Samanlık seyran.
Nerde,
Nerde,
Nerde böyle hüzünlenmek o zaman!

Ganire Paşayeva – BEN ÖLDÜKTEN SONRA

Qənirə Paşayeva

(Ganire Paşayeva “AŞK BAŞKA” şiirler kitabından)

Ben öldükten sonra
Sana acı veren şiirlerim
Seni ağlatan türküler,
Seni yakıp yandıran
Yazılarım kalacak…

Ben öldükten sonra
İçini sızlatan kitaplar,
Beni hatırlatan
Hasret ile yazılan
Mektuplar kalacak…

Ben öldükten sonra,
İstediğin kadar sev…
Artık olmayacağım.
Seni yakıp yandıran,
Bu aşk kalacak.

Onlar sana hediyem
Ağrın, acın, ezan olacaklar…
Onlar sana hediyem
En ağır, cezan olacaklar…

Sabahattin ALİ – Bir Yürek Kaldı Avucumda

b037

Sabahattin ALİ – Bir Yürek Kaldı Avucumda (Hapishane Şarkısı 2)

Ey gönül, kuşa benzerdin,
Kafesler sana dar gelir;
Bir yerde durmaz gezerdin,
Hapislik sana zor gelir.

Ey gönül, acaip huyun,
Boğazından geçmez tayın,
Acır testindeki suyun;
Aklına nazlı yar gelir.

Gözlerin uzağa bakar,
Kimden ne beklediğin var?
Yar semtinden gelen rüzgar
‘Seni unuttu!’ der gelir.

Bakmazsa senin yüzüne
Çok görme elin kızına;
Dışarda serbest gezene
Hapiste yatan hor gelir.

Ayağında gezen itler,
Başının üstünden atlar;
Hapise düşen yiğitler
Yari dışarda kor gelir.

NAMIK KEMAL- BİR MUHACİR KIZININ İSTİMDADI

namık kemal3

İşte şu mazlumun teni,
Bak lekelenmiş dâmeni,
İnsan mı sandın düşmeni?
Allah için öldür beni,
Allah hıfzetsin seni.

Gelmekle bir kız yanına
Kaçmak düşer mi şânına?
Verme zarar imânına.
Allah için öldür beni,
Allah hıfzetsin seni.

Bâr oldu cismim duşuna,
Kan oldu bak ağuşuna.
Girmez mi nâlem gûşuna?
Allah için öldür beni,
Allah hıfzetsin seni.

Yekser mezar oldu vatan,
Boynumda hâzırdır kefen.
Âdâya fırsat değmeden,
Allah için öldür beni,
Allah hıfzetsin seni.

Artık çalışma çareme,
Düşmenle gel gir areme,
Bir kurşun at da yâreme,
Allah için öldür beni,
Allah hıfzetsin seni.

Turgut UYAR – GÖĞE BAKMA DURAĞI

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Yaşar Kemal – Bu Sabah

f267

“Bu sabah gök güzel, mavi, tertemiz;
İçimden geçiyor aydınlık bir iz.
Öyle bir saadet ince belirsiz,
İnandım ki artık ben gülüyorum.
Bu sabah sütünü emdim sevincin;
Düştü kabuk gibi haset, fitne, kin;
Umut kirmeninde eğrilmek için
İpek gibi tel tel sökülüyorum.
Kovdum yüreğimde yatan garibi;
Bu sabah şu ufkun benim sahibi.
Bir ışık içinde akan su gibi
İçimden içime dökülüyorum.”

Hüseyin Haydar – Aç kapıyı toprak ana

çiçek8

Aç kapıyı toprak ana, ben geldim.
Kimsin sen?
Oğlun senin, kızın senin,
Oğlağın senin, kuzlağın senin,
Emren senin, cemren senin.

Bir daha söyle!
Yeşilin senin, kırmızın senin,
Ayvan senin, narın senin,
Ağ gül kokuşlu sümbülün senin.

Bir daha söyle!
Kerem’in senin, Mecnun’un senin,
Leyla’n senin, Züleyha’n senin,
Veli duruşlu zırdelin senin.

Aç kapıyı toprak ana, ben geldim.
Kimsin sen?
Çakırın senin, elan senin,
Yiğidin senin, belan senin.

Özün nedir? Özünü söyle.
Dünyalın senin, hülyalın senin,
Canın senin, cevherin senin,
Taylan’ın senin, küheylanın senin.

Bir daha söyle!
Dağın senin, ırmağın senin,
Bağın senin, bahçen senin,
Kemanın senin, kemençen senin.

Bir daha söyle!
Ayvaz’ın senin, Köroğlu’n senin,
Etin senin, kemiğin senin,
Memo’n senin, Memet’in senin.

Anamın anası, atamın anası,
Soyumuzun can yongası,
Aç kapıyı toprak ana, ben geldim…

O yaramaz sensin demek,
Yerinde duramayan uçarı bebek,
Yorgunsundur, geç uzan,
Birazdan evrene kalkacak kervan!

Afaq ŞIXLI – ÇANAQQALAM

afaq shıxlı16

Hüsnünə həsrətəm, uzaqlardayam,
Gün düşməz yollardan keçə bilmirəm!
Yenə mən qəribəm – günləri sayan,
O günəş nurundan içə bilmirəm,
Çanaqqalam!

Açam pəncərəni xoş ətrin dola,
Köksümə çəkdikcə göylərə uçam.
Qoynunda beləcə bəxtəvər olam,
Sevginə beləcə qəlbimi açam.

Saat qülləsinə söykənib duram,
Zamana qarışa can, keçib gedə…
Bəxtin əqrəbini geriyə buram,
Bu nisgil, ayrılıq yan keçib gedə…

Dola boğaz boyu şeirlə, sözlə,
Tər çiçək qoparam sahil bağından.
Bölüşəm sevgimi iki dənizlə,
Gözlərim yaşara doğmalığından.

Sabaha “gəl” deyəm, “varlığın xeyir!”
Sirli gecələrin ovuda məni.
Kədər bulud kimi ötdükcə bir-bir,
Amansız ruzigar unuda məni.

O gözəl “Yalova”, o “Keyfi Sefa”…
Ya da ki, “Balıqçı”, “Doyum”, “Manzara”…
Anıb o yerləri, ruhum hər dəfə
Azad duman kimi çökə yollara.

Qürbət gözəlsə də, soyuq və ögey!
Qəribdən savayı kim anlar bunu?
Bir yandan Mərmərə, bir yandan Egey,
Bu şair qızına aça qoynunu!

“Çimənlik” qalası əl edə mənə,
Unudam kədəri, unudam qəmi!
Mərdlik dərsi verə qarı düşmənə,
Sahilə yan almış möhtəşəm gəmi!

Tale yox deməyə könlüm deyənə,
Bəxtimlə istəyim barışa barı!
Mavi sular üstdən üz tutam yenə
“Dur yolçu” yazılan təpəyə sarı.

…O günəş nurundan uzaqlardayam,
Bitməyən həsrətə necə dayanım?
Elə mən qəribəm – günləri sayan,
Mənim can vətənim, mənim al qanım!
ÇANAQQALAM!