Yahya Kemal BEYATLI – VUSLAT

yahya kemal beyatlı9

 

Bir uykuyu cânanla beraber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbâlini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamânı,
Görmezler ufuklarda şafak söktüğü ânı.
Gördükleri rü’yâ,ezeli bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgârı başka,
Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez,
Gül solmayı,mehtâb azalıp bitmeği bilmez;
Gök kubbesi her lâhza bütün gözlere mâvi,
Zenginler o cennette fakirlerle müsâvi;
Sevdâları hulyâlı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi bir fıskiye âhengini dinler.

Bir rûh o derin bahçede bir def’a yaşarsa,
Boynunda onun kolları,koynunda o varsa,
Dalmışsa,onun saçlarının râyihasiyle.
Sevmekteki efsûnu duyar her nefesiyle;
Yıldızları boydan boya doğmuş gibi, varlık,
Bir mû’cize hâlinde,o gözlerdedir artık;
Kanmaz en uzun Pûseye,öptükçe susuzdur.
Zirâ susatan zevk o dudaklardaki tuzdur;
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan,
Bir sır gibidir az çok ilâh olduğumuzdan.

Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
Bir gün, nereden,hangi tesâdüfle gelirler?
Aşk onları sevk ettiği günlerde, kaderden,
Rüzgâr gibi bir şevk alır oldukları yerden;
Geldikleri yol… Ömrün ışıktan yoludur o:
Âlemde bir akşam ne semâvî koşudur o!
Dört atlı o gerdûne gelirken dolu dizgin,
Sevmiş iki rûh,ufku görürler daha engin.
Sîmâları gittikçe parıldar bu zaferle,
Gök her tarafından donanır meş’alelerle.

Bir uykuyu cânanla beraber uyuyanlar,
Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar,
Dünyâyı unutmuş bulunurken o sularda,
-Zâlim saat ihmâl edilen vakti çalar da-
Bir ân uyanırlarsa lezîz uykularından,
Baştan başa,her yer kesilir kapkara zindan.
Bir fâciadır böyle bir âlemde uyanmak,
Günden güne hicranla bunalmış gibi yanmak.
Ey tâlih! Ölümden de beterdir bu karanlık;
Ey aşk! O gönüller sana mâl oldular artık;
Ey vuslat! O âşıkları efsûnuna râm et!
Ey tatlı ve ulvî gece! Yıllarca devâm et!

Ganire Paşayeva – TÜRKİYEM!

qanire paşayeva2

(“Neden Türkiyeyle bu kadar ilgilenirsiniz,nerden bu sevda diye merak içinde soranları,size ne Türkiyeden kendi Vatanınızla ilgilensenize diye yazan bazi insanları okumaya çağırıyoruz. Sorularının cavablarını bulacaklar”)

Seni niçin bu kadar sevdiğimi soruyorlar,
Uzak diyarlardan gelen kızına:
– Bu sevginin kaynağı ne?
– Neden?
– Kimsin sen?
– Sen nere, bu topraklar nere?
“Aşkın sebebi sorulmaz”,
Diyorum yüz bin kere…
Çünkü ruhum yüzyıllar önce
Gönül vermiş bir türküye
“Sen benimsin, ben de senin”,
Türkiye!

Ahlat’ta mezar taşları tanırlar beni…
Malazgirt’e Alparslan’la geldim ben,
Vatan kılmak için bu güzel yurdu,
Her fetihte yeniden
Dirildim ve öldüm ben…

Hani ferman buyurmuştu
Karamanoğlu Mehmet Bey:
“ Şimden geri kimse,
Türk dilinden özge söz söylemeye!”
Bu kutlu fermanı ilk duyan benim!
Divanda dergâhta, çarşı-pazarda
Sevinç ile yayan benim!

Ertuğrul Gazi’nin yol yoldaşıyım
Birlikte fetheyledik, bu yurt yerini…
Osman Gazi’yle diz çöküp huzuruna,
Dinledik Şeyh Edebali’nin öğütlerini…
Orhan Beyle birlikte yürüdüm Diyar-ı Rum’a,
Kılıç yoldaşımdır Hüdavendigar!
Sorsalar, elbette anlatacaktır,
Bursa’da, ulu cami avlusundaki çınar…

Karadan gemiler indirdim, Sultan Fatih’le
Değilmi ki, cihan, cihangire dar?
Bayrağı dikti Ulubatlı Hasan, biz yürüdük ardından…
Sorsanız, hisarlarda taşlar anlatır size:
İstanbul’un surlarında kanım var!

Sevinçlerim kadar acılar da yaşadım,
Vatan bildiğim bu topraklarda…
Bazen yüzümüze gülmedi devir,
Tersine de döndü, feleğin çarkı,
Kıyasıya vuruşurken, iki cihangir…
Bir tarafta Emir Timur,
Bir tarafta Yıldırım…
O günden beri öksüz Kerkük,
O günden beri yetim Kırım!
Kaç kez kan ile doldu,
Kardeş kavgasını durdursun diye
Tanrı’ya açılan elim…
Ama sığamadılar bu yeryüzüne
Şah İsmail ve Sultan Selim…
Kardeşin kardeşle vuruştuğu gün;
“Durun!
Türk’e Türk’ten özge yanan bulunmaz!
Kardeş kavgasında kazanan olmaz!”
Diye feryadı arşa dayanan bendim…
Çubuk Ovasına akan kanlar da,
Çaldıran’a düşen canlar da benim…

Üç yüz yılda döndüm, Viyana önlerinden.
Vuruştum boğazda yedi düvele karşı…
“Çanakkale içinde vurdular beni”,
Bir gonca gül iken derdiler beni…
Şimdi Gelibolu’da,
“Bir ölür, bin doğarız!” diye seslenen,
İsimsiz şehidin baş taşı benim…
Oğulsuz anaların, dul gelinlerin
Gözyaşı benim…

Sarıkamış’ta bedeni donan,
Yemen’de susuzluktan ciğeri yanan
Ve bir cepheden bir cepheye savrulan
Ölmez Türk benim!
İstiklal savaşına koştuk, sonradan,
Atatürk’ün yanındaydım her zaman!
Küllerinden yeniden doğan bir milletin
Evladıyım ben…

Vatanın ufkunu sarınca melal
Akif’in dizesiyle, dirildim yeni baştan
Haykırdım bütün dünyaya:
“Hakkıdır Hakka tapan milletimin İstiklal!”

Türkiye’m!
Ben senden hiç gitmedim ki!
Ezelden ebede seninleyim ben.
Uğrunda öldüğün Vatan, terk edilir mi?
Ölesiye sevdiğin Vatandan gidilir mi?

Seni nasıl sevdim, bir bilebilsen…
Güneşe vurgun ayçiçekleri,
Denize âşık martılar gibi…
Ben seni,
Kıyıya sevdalı dalgalar
Yağmura hasret sahralar gibi sevdim.
Bağlanıp kaldı ruhum bir tek sözüne,
Sahibinden ayrılmayan bir gölge gibi
Yıllar yılı yüz sürdüm ayak izine!

Ben seni nasıl bekledim, bir bilebilsen…
Üstadın dediği gibi:
“Hastanın sabahı, mezarın ölüyü,
Şeytan’ın günahı beklediği kadar”…
Ve ben, bendeki seni bekledim her an!
Kimsesiz evin, hiç gelmeyecek sahibini beklediği gibi…
Ben seni ölümüne sevdim, Türkiye!
Dudakta kalan son nağme,
Gözde donan son damla
Ve bir “Ah!” kadar!

Nasıl özledim seni, bir bilebilsen
Bebeğin anne sütünü,
Annenin evlat kokusunu
Üşüyen ellerin sıcacık bir ocağı
Özlediği kadar…
İçimde kanatlanan ve büyüdükçe büyüyen
Bir özlemim var…

Ben ki aşığım senin, baharına, yazına…
Seni niçin bu kadar sevdiğini soruyorlar,
Uzak diyarlardan gelen kızına:
Oysa “Aşkın sebebi sorulmaz”,
Aşk sebepsiz sevdadır”
Diyor, Bizim Yunus!

Sorulmasın bana artık bu soru,
Çünkü sen Türkiye’msin!
Vatansın! Vatan!
Bense çılgın bir Türk’üm,
Gökalp’in ruhunu yüreğinde taşıyan
Ve Vatanı Turan olan…

Canım Türkiye’m! Sen bensin,
Ayağına taş değse, benim ciğerim yanar.
Sen gönlümde umutsun, kalbimde ince sızı,
“Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar!”

İmza: Kardeşin Azerbaycan’ın, sana sevdalı kızı…

Cemal Safi – Ezan çiçekleri açarken geldin

063

 

Gün gurup ederken bir akşamüstü
Gözlerin gönlümün yolunu kesti
Bahçemde mutluluk rüzgârı esti
Sen bana iş işten geçerken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin

Görevi devredip ihtiyar aya
Elveda diyordu güneş dünyaya
Ne akşamsefası ne sarı fulya
Son fırsat elimden kaçarken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin

Sıradan sözlere eyleme meyil
Sen bana kulak ver, sen bana eğil
Açelya, begonya, sardunya değil
Sen bana iş işten geçerken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin

Eski bir sevdanın ince ağrısı
Aşkınla tedavi gördü doğrusu
Duyuldu akşamın namaz çağrısı
Son fırsat elimden kaçarken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin

Gün battı batacak hafif rahmet var
Gözüme görünen bir alamet var
Bu aşkta bir hikmet, bir keramet var
Sen bana iş işten geçerken geldin
Son fırsat elimden kaçarken geldin

Özdemir Asaf

012

Bırak gün yanından geçip gitsin…
Yarın şansını yeniden denersin…
Bırak yıldızları kayıp gitsin…
Yarın başka bir dilek dilersin…

 

Yahya Kemal BEYATLI – BÜYÜ ŞİİR

yahya kemal beyatlı10

 

Paris’te genç iken koyu Baudelaire’perest idim.
Balkon’la, Yolculuk’la, Güzellik’le mest idim.

Sinmişti şi’ri ruhuma ulvi keder gibi;
Absente damla damla sızan şeker gibi.

Hulyâsının yarattığı iklim o başka yer!
Gür defnelerle çevrili, afyonlu bahçeler…

Her zevki bir haram olan efsunlu cennetin
Koynunda vardı lezzeti bin türlü nimetin.

Bir gün veda edip o diyârın hayatına,
Döndüm bütün bütün vatanın kâinatına.

Lâkin o bahçelerde geçen devreden beri
Kalbimde solmamıştır o şi’rin çiçekleri.

ATTİLA İLHAN – Cazgır

attila ilhan12

 

vur ha vur davul baş pehlivan havası
çıksın bekir osman mestanoğlu dülger ahmed
vur ha vur davul gürletmenin sırası
davran bre pehlivan ha ömrüne bereket
ateş alsın büklüm büklüm pazındaki kudret
davran deli fişek karayel fırtınası
çığlar devirip yenmenin güreşmenin ustası
vur ha vur vur davul dağları taşları titret
dile gelsin yusuf’un aliço’nun hatırası
çıkalım hele meydana yanardağ gibi emret

hey mübarek mübarek er meydanı bu meydanlar
cümle âlem birikmiş işte davullu zurnalı
herbiri bir özge diyarda başpehlivandır
yiğitler gelir güreş tutmağa göğsü armalı
boyları yıldız döker omuzları çifte burmalı;
hoy senin pehlivan dediğin sahan olup da uçandır
rüzgâr deme buluttur bulut deme dumandır
vur ha vur davul gök yerinden kaymalı
hodri meydan! vakit tamam peşrev tamamdır
ha deyince kaldırıp kaldırıp yere vurmalı

Ataol Behramoğlu – Kırk Yaşın Eşiğinde

ataol_behramoglu1

 

Küçük heyecanlara paydos
Çünkü rüzgarla aynı yaştayım
Çünkü güneş kardeşim
Bir ırmakla sevişmekteyim
Bana artık dingin olmak
Bana yalınlık yaraşır
İçimde şiirin güzelliği
Yaşamak sevinciyle yarışır
Güzeller güzeli ömrüm
Sana gitgide sevdalanıştayım
Nice emeklerle dokunmuş
Bir ince, bir nazlı nakıştayım
Küçük tasalara, tutkulara paydos
Çünkü evrenle aynı yaştayım
Başsız sonsuz doyumsuz
Bir başdöndürücü akıştayım.

Ataol BEHRAMOĞLU – TÜRKİYE, ÜZGÜN YURDUM, GÜZEL YURDUM

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Boynu bükük ay çiçeği
Şiirin ve aşkın geleceği

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Dağ rüzgarı, portakal balı
Alçak gönüllü, hünerli, sevdalı

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Yazgısı kara yazılmış gelin
Kurumuş sütü memelerinin

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Harlı bir ateş gibi derinde yanan
Haramilerin elinde bulunan

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Güngörmüş, bilge toprağım
Yunus, Pir Sultan ve Nazım

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Bozlat, ağıt, halay ve zeybek
Dumanı üstünde ekmek

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Yüzü kırış kırış anam
Ağlayan narım, gülen ayvam

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Asmaların üstünde gün ışığı
En güzel geleceğin yakışığı

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Zinciri altında kımıldayan
Bitecek sanıldığı yerde başlayan

Orhan Seyfi Orhon – O Beyaz Bir Kuştu

f284

Orhan Seyfi Orhon – O Beyaz Bir Kuştu

O, beyaz bir kuştu, uzun kanatlı;
Ardında ışıktan bir iz bıraktı.
Yek gibi dağları aştı bir atlı,
Arada bir engin deniz bıraktı.

Uzaktan gelirken derin akisler,
Kapadı geçtiğim yolları sisler.
Tutuştu içimde birikmiş hisler;
Gönlümü o kadar temiz bıraktı.

O, beyaz bir kuştu ak kanatlıydı;
Yel gibi dağları aşan atlıydı;
Hayâldi, hayâlden bile tatlıydı;
Ne ışık bıraktı, ne iz bıraktı