Fazıl Hüsnü Dağlarca – Deli Kuşun Öttüğü

fazıl hüsnü dağlarca4

Hey göklere duman durmuş dağlar hey
Değirmenin üstü her gün yel olmaz
Dinle ağa, dinle paşa, dinle bey
Sen söylersin o susar mı bell”olmaz

Kızılırmak akar suyun içerler
Aç karnına yurttan yurda göçerler
Tarifeylen Köprüsünü geçerler
Çamın başı yine kar mı bell”olmaz

Olmaz artık olanlar böyle olsun
Yeni çağda mızrak çuvala girsin
Vergi dersin, ümük dersin, can dersin
Verdiler mi aldılar mı bell”olmaz

Fazıl Hüsnü Dağlarca – AĞIR HASTA

fazıl hüsnü dağlarca15

Üfleme bana anneciğim korkuyorum,
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi vücudumun bir yeri.

Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.

Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.​

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA – ÖĞRETMEN

002 (2)

A’dan başlar aydınlık,
Bir taş koyar bütün yapılarda temele öğretmen.
Soluğudur düşüncenin buğdaydan yalaza dek
Yeryüzünde ne varsa ondan gelmedir,
Yeryüzü ile el ele öğretmen

Göz gözdür o, uzakları görürüz
Ağızdır o, türkü söyleriz haykırırız günlerden.
Ulaşırız erdem üstüne, gelecekler üstüne biz hep
Çizer büyük değirmisini
Uç olur da pergele öğretmen.

Hey hey, burası bir dağ köyü, kurda kuşa
Bırakılmış göğün kıyısına bırakılmış
83 toprak ev, 83 acı duman,
Çoluğuyla, çocuğuyla 415 karanlık
Kurtulacağız, el ayak kurtulacağız,
Bir okul yapıla, bir gele öğretmen.

Bir ışık, bir ışık daha,
Gecelerin içindeki ejderlerle dövüşür
Nice istemeseler de, nice önleseler de,
Uyandırır toplumunu
İyiye, doğruya, güzele öğretmen.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA – Mustafa Kemal´in Kağnısı

kuvayi milliye7

Yediyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Her bir heceden heceden.

Mustafa Kemal´in kağnısı derdi, kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
Nam salmıştı asker içinde.
Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola önceden önceden.

Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,
Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafiftiler, inceden inceden.

İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında
Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden rüzgâr geçerdi, daim;
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alnı yeşilini kapmıştı, geçirmişti,
Niceden, niceden.

Durdu birdenbire kocabaş, ova bayır durdu,
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez.
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur,
Nasıl dururdu Mustafa Kemal´in kağnısı?
Kahroldu Elifçik düşünceden düşünceden.

Aman kocabaş, ayağını öpeyim kocabaş,
Vür beni, öldür beni, koma yollarda beni.
Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin,
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır,
Düşerim gerilere, iyceden iyceden.

Kocabaş yığıldı çamura,
Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar,
Örtüldü gözleri örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal´in kağnısı bacım?
Kocabaş´ın yerine koştu kendini Elifçik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.

Fazıl Hüsnü Dağlarca – Yeşil Konuşmalar

322

Kimdir
İçeri giriveren? Kendi yeşilliğimiz.
Yeşil doğanın son durağıdır.
Soyu deniz kalanları, yeşili ovalarda
kalmayanlar nasıl anlamasın?
Bir yeşil ol! Gün gelir ovalara
Sığmaz içimizdeki ağaçlar
Ova, yeryüzünün soluğudur.
En küçük ot ovanın soluğu.
Ot ağacı değil. Ağaç otu özetler.
Göğü özleye özleye kuş oldu otun biri.
Saygıyla eğildi öteki otlar.
Kavak gövdesini dinlerken, atalarının yaşayan öyküsünü işitir misiniz?
Bugün de yenilemiştir küçücük yeşil otlar kocaman ovayı.
İşte kuşlarca kutsanan göğe varan yeryüzü güzelliğimiz.
Yeşildiniz başkası değil
Ora, bakarken içinde olduğumuz.
Göz alabildiğine
Soluk alabildiğine
Daha güzeli var
Yeşil alabildiğine
Bir depremdir. Siz bakar bakmaz
Gökyüzü masmavi yelken olurken siz masmavi bir karanlık olursunuz. Doğa kimseler görmeden sizde kalmıştır.

Ekim 1999

Fazıl Hüsnü Dağlarca – YALNIZCA

f036

Çiçeğim, bu yaşamak değil
Tek tek
Ne geceler bir şeye benzer, ne yollar böyle,
Tek tek..

Kuzular meler mi ıssızlıklarda,
Kuş uçar mı,
Kavaklar sallanır mı hiç
Tek tek?

İşte görüyorsun, doğar yavaşça,
Büyür,
Çoğalır yıldızlar
Tek tek..

İşte görüyorsun kıyılarda
Başlar maviden,
Kaplar mor dalgalar denizleri,
Tek tek..

Çiçeğim, olmaz ki dağlar dağ,
Sular su,
Ölümler ölüm karanlıklarda,
Tek tek…

Fazıl Hüsnü Dağlarca – Akdeniz Şiirleri…

f910

Sen deniz gök
Bir an dursanız uykuda
Büyür bir yosun geceye karşı.

Tedirgin olur ölüler
Bir an yaslansanız karanlığa,
Sen deniz gök.

Dalarım engine
Ki yaşadığımı
Anladığımdır.

Roma’yla Kartaca’nın arasında
Yüzer, sevgi sevgi
İstanbul.

Böler bir kuş düşüncemi ikiye
Maviden
Yarıda kalır içki.

Dersin ki
Ellerimize değecek
Yıldızlar
Büyüyecek büyüyecek de.

Dersin ki
Bir aydınlığı var
Sevgililer için,
Karanlık sessizde.

Dersin ki
Uyuyamıyorum
Yalnızız
Gece, mavide.
Sessizdi yeryüzü
Yeryüzünde bircik Akdeniz vardı
Akdenizde
Yalnız ikimiz.

Beni seviyor musun dedim,
Yumdu gözlerini uzaklığa,
Tam sorulacak an, diye gülümsedi,
Tam sorulacak yer.

Bir kocaman yeşil bir kocaman boz
Yellerde
Çarpar birbirine çarpar enginlere dek.

Dalgaların ucunda yıldızların ucu
Her köpük bir fırtına
Her köpük bir evren.

Su deniz su gök gizlenebilir
Seni sevdiğim
Gizlenemez.

Havaya da yalıma da ağaca da benzer ama
En çok suya benzer
Sevgimiz.

Morluğun acısı var sonu yok
Karışır yaşamımıza
Kendiliğinden.

Herkes ölünce toprak olurmuş
Hayır hayır
Bizim su olacağımız besbelli.

Akdeniz enginlerde kararmaktadır
Ama
Ben
Öyle maviyim ki.

Akdeniz bir gitmişlikle eski, uzak,
Ama
Ben
Sahibi gibiyim yıldızların.

Akdeniz seni bir daha yaratamaz
Ama
Ben
Seni bir daha sevebilirim.

Deli gibi bir gürültü, ansızın,
Yırtılırcasına yarılır sessizlik,
Düşünür Akdeniz.

İşte uçaklar geçer havalarından
Kalır mavilik üstünde apak izleri,
Akdeniz anlar ve sever.

Denizdir,
Her akşam üstü
Bütün düşüncelerde
Gelip gider.

Seninle
Acısı
Uzunluğu
Aksi.

Ve gece yarısıdır bu masmavi şey,
Senin
Uzaklarda
Unuttuğun sessizlik.

Duymuştun
Bu türküyü
Çok eskiden de.

Bu türküyle anılarsın yelden
Yeşilden
Kadırgaların dibindeki sessiz yosunları.

Bu Akdeniz dalgalarında bu türküde sen
Varsın ışıl ışıl
Ve yoksun biraz.

İyice düşün bu bütün yaşamamızdır.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

SAM_2547

Savaş çıkmıştı
Orduya aldılar onu.
Tüfek verdiler,
Mermi verdiler,
Süngü verdiler,
Bomba verdiler,
Gaz maskesi verdiler,
Tanımadığı, adını bilmediği
Bütün gereçleri verdiler.
Dağ başında gözcüydü o.
Aşağıda ırmak sanki bir gelin-
Sanki bir kuş – yeryüzünde akan bir kuş.
Orman koyu yeşil – yeşil – açık yeşil,
Sanki bilgeler arası çağsal toplantı
Ki mavi söylencelere benzemektedir
Yarısı görünen göl.
İşte başaklar, sallana sallana
Sürezi yenilemekte evrensel bir devinim.
Hepsi bir severlik içinde sessiz
Ötelere ulaşmaktadırlar kendi varlıklarından.
Baktı yeni er üstüne başına mırıldandı:
Peki niye
Bunca güzelliklere karşı
Böylesine çirkin giyinmek?

Fazıl Hüsnü Dağlarca – ZAMAN PARILTISI

fazıl hüsnü dağlarca13

Karanlıklarda, gündüzlerin arkasındayım,
Bitmiş İkinci Dünya Savaşı, uğursuz ve kahraman,
Uzakta esir uluslar türkü söyler,
Türklüğümün farkındayım.

Bir soluk gelmekte karşı gezegenlerden,
Vakt içinden inmektedir gölgeler.
Toprak üzerinde, atmosferler üzerinde
Soğuyan gecemin farkındayım.

Biçimler, evlere, eşyalara rahatça sığmış,
Var olmuş var olmayan.
Biçimler sonsuzluğa yaklaşmış,
Aklımın farkındayım.

Ne ağaçlar uzanmış mevsimlerimce,
Ne yıldızlar gerçek aydınlığım kadar.
Aşkla kımıldayan küçücük ışıklar uçuşur içimde yön yön,
Yaşadığımın farkındayım…

Fazıl Hüsnü Dağlarca – YAHULAR GÜNÜ

fazıl hüsnü dağlarca9

(Sait Faik Abasıyanık anısına …)

Buluşmuştuk kahvede
Yine yorgundu
Biraz konuştuktan sonra
Çıkardı kalemini çakısını
Uyur gibi yazmaya başladı
Gözucuyla süzüyordum yazdıklarını
İrili ufaklı sözcükler yığını
Okunmaz okunur durumdaydılar
Bıraktım onu gazeteme çekildim
Bir süre geçti aradan
Bitirmişti yazısını
Oku dememi bekledi
Demedim

Başka arkadaşlar geldiler masamıza
Sözcükler gibi ortada kaldı Sait
Kızdırmak için gülümsüyordum kendi kendime
O da gülümsüyordu
Yiyecek gibiydi yazdıklarını
Bir derviş sesiyle
Bu da geçer yahu dedim
Ben de geçerim yahu dedi
Böyle ayrıldık o gün