Feyzullah Sacit – Şanlı Mazlum Türkiye Sulh Muâhedesi Karşısında

1 sevr

Garp ilinden gelen kara haberler
Sapladı kalbime kızgın neşterler.
Açıldı ruhuma derin makberler
Sulh değil, bu zulüm muâhedesi,
Zalimin önünde mazlum secdesi.
Bir kuşun yılanla mücâhedesi!
Yoksul milletlerden al kan içerek
Büyüyen, şahlanan kara engerek.
Ey Antanta!… Başın ezilmek gerek!
Mazlum kalmak günah, beklemek haram;
Yürü! Kızıl bayrak.. kalk ey intikam!

Ey gömleği kirli, sefil yoksullar,
Ey aç yavrusuyla ağlayan dullar..
Türkiye köylüsü, ey bahtsız kullar!..
Size, insan değil, kaplanlar acır,
Kalbinden vurulan ceylanlar acır,
Kolları kırılmış aslanlar acır!
Sen “hakk”sız, topraksız nasıl yaşarsın?!
Ayağında zincir, nasıl koşarsın?!
Dost diye celladı nasıl okşarsın?!
Ey acıkmış ejder, kanlı tazmînât!
O kansız damarlar, o üzgün hayat
Ağzına gıda mı olacak? Heyhat!
Kurtarmak günah, beklemek haram,
Yürü, Kızıl bayrak, yetiş intikam!

Didin, ey dul kadın, ömrün oldukça,
Kolların yorulup, gözün doldukça,
Sarı güller gibi benzin soldukça!
Çalış, tazmînât ver üç beş dâneyi,
Göz yaşınla doldur dolmaz hazineyi!
Ömür dedikleri bu efsaneyi
Açlıktan çırpınıp ölerek bitir,
Zulme acı acı gülerek bitir!…
Kanlı sahne, artık oyunu bitir;
Yıkıl, ey mezbaha, ey kanlı âlem;
Yeter bu ızdırâb, yeter bu elem;
Ben seni yıkılmış görmezsem ölmem!
Yıkmamak günahtır, yakmamak haram;
Yürü, Kızıl bayrak! Gel, Kızıl bayram!

Ey Anadolu, ey zincirlenmiş halk!
Kalktın, lakin, Kızıl bir bayrakla kalk!
Tâ ki dehşet versin canilere, Hak:
Gösterip bir kanlı, gazaplı çehre;
Yıldırım yağdırıp bu zalim dehre
Taçları, tahtları geçirsin yere!
Ey öksüz Türkiye, ey Türk gelini,
Figan durduramaz zulüm selini;
Kızıl bayrağına uzat elini,
Yolunmuş saçlarla koş inkılâba!
Gürledikçe bomban, düşüp türaba,
Garba söylesin bir korkunç hitâbe,
Ey Rus ordusu, ey Kızıl amele,
Koş Türk yoldaşına: Verin el ele!
Şarktan Garba düşsün ateş zelzele,
Yürü, Kızıl Ordu! Beklemek haram..
Yaşasın inkılâp, kahrolsun yamyam!

ABDULLAH TUKAY – ANA DİL (Tugan Tel )

ABDULLAH TUKAY

Ey ana dil, ey güzel dil, anamın babamın dili!
Dünyada çok şey bildim senin sayende ana dili.

En önce bu dille anacığım beşikte ninni söylemiş
Ardından geceler boyu nineciğim masal anlatmış.

Ey ana dil! Her vakit yardımınla senin,
Küçüklükten anlaşılmış şatlığım, kaygım benim.

Ey ana dil! Seninle olmuş en ilk kıldığım duam:
Bağışla, diyerek özümü hem anacığımı babacığımı Hüdam!

NÎMETULLAH HAFIZ – GÜNAYDIN – Makedonya Yugoslavya (Kosova) Türk Edebiyatı

013

Gün ışıyor
Günaydın gülümseyen odam
Yorgunluk bilmeyen saatim, kızgın sobam
Ateş dolu mangalım,
Gevşemiş sedirim, yastıklarım,
Elbiselerim, çantam, kitaplarım,

Günaydın!
Günaydın yeşil evim
Dilsiz meyvelerim, kuşlarım,
Billur derem,
Ağıldaki şişman hayvanlarım,
Delik deşik topum, oyunlarım,
Günaydın!

Günaydın aylı, güneşli kentim,
Savaşların türküsünü mırıldayan nehrim,
Mini mini evlerim,
Çok şeyler görmüş Kale’m, Daltulum’um,
Ter soğutan parkım,
Günaydın!

Günaydın dağ ninnileriyle büyüyen yurdum
Savaş görmüş, çok ağlamış kentlerim,
Dizginsiz sabırlı yurttaşlarım,
Şirin dağlarım, nehirlerim,
Verimli kırlarım, ormanlarım
Nehirleri barıştıran denizim,
Gökyüzüne duman kusan fabrikalarım,
Günaydın, Hepinize günaydın!
(Makedonya Yugoslavya (Kosova) Türk Edebiyatı VII, s. 367)

Arif Albayrak (KKTC Türk edebiyatı) – BARIŞ ÇİÇEĞİ

Arif Albayrak

Sen gerçek yaradansın,
Şüphe götürmez, tartışılmaz olan.
Karşımda görebildiğim,
Her bakışımda aynaya senden çok şeyler bulabildiğim,
Dokunabildiğim özgürce,
Sevebildiğim.
İhmal etsem de seni sevmekten bıkamadığım
Belki,
Belki senin beni sevdiğin kadar asla sevemediğim,sevemeyeceğim.

ABDULLAH TUKAY – DERTLİ DEĞİL MİYİM?

ABDULLAH TUKAY

Dertli mesul tutulur mu, müptelayım neyleyim?
Cismimle, canımla ben belâyım, neyleyim?

Neyleyim, aslım, esasım dertle kurulmuş,
Ta ezelden dertle, şevkle yaratılmışım, neyleyim?

Dertlilerin en üstünü benim, cihanda,
Çünkü, her bir derdin başı, başlangıcıyım, neyleyim?

Yok yüceliş âşığa, insanlar arasında ebediyen,
Sanki ben toprak altında bir toprağım, neyleyim?

Abdülhamid Süleymanoğlu (Çolpan) – BEN VE BAŞKALARI

Abdülhamid Süleymanoğlu

Yürü, mazlumlar tufanının öç alıcı selleri!
Gülen başkaları, ağlayan benim,
Oynayan başkaları, inleyen benim.
Hürriyet masalını dinleyen başka,
Kulluk şarkısını dinleyen benim…
Başkasında kanat var, göklere uçar,
Dallara konar, bağlarda gezer.
Sözleri sedef gibi, sesi ney gibi
Şarkısını her yerde herkese söyler.
Bende de kanat var, lâkin bağlanmış…
Bağ yoktur, dal yoktur, kalın duvar var.
Sözleri sedef gibi, sesi ney gibi
Şarkım var, onu da duvarlar dinler…
Hür olan başkaları, haps’olunan benim,
Hayvan yerine konulup horlanan benim.
(1921)

Meral Kâşif – BU SABAH (K.K.T.C edebiyatı)

f202

Bu sabah sevginle uyandım.
Tatlı, güzel bir ürperiş doğdu içime.
Bütün gün hayâlinle avunacağım,
Seni düşüneceğim…
Senin aşkının heyecanı yükseldi benliğimden.
Ne güzel seni sevmek yürekten, çok uzaklardan.
Sevdanla uyanıp, aşkınla yaşamak sılada.
Bir selâm savuracağım rüzgâra,
Özlemle dolu gurbet elinden.
Dağı taşı, denizi aşıp ulaşacak Kıbrıs’a.
Tatlı, güzel bir ürperiş doğacak içimde
Bitmez özlemin içinde Beşparmaklarda dolaşacaksın.
Şarkımızın nağmeleri dilinde, sesin kulağında
Hayâl da olsa seni karşılayacağım o ıssız sahilde
Hayatımın özü, aslı oldun benim için, ömrümün baharında.

(Şiirde Özlem, Sevi ve Umut, 1996,44. s.)

Muhammet Sadık – BAYRAM MI YOKSA MATEM Mİ?

kerkük1

(KERKÜK EDEBİYATI)

Bayram günü hasretle coşar yaralı canlar
Bayram günü bir yad ile artar heyecanlar

Bayram günü herkes arıyor dostunu yarın
Biçare ki bilmez ne gelir başına yarın

Biçare ana oğlunu bekler güzü yolda
Bilmez ki onun cismini kurtlar yedi çölde

Hani o bizim oğlumuzun türbesi nerde
Kurt yedi onu çölde o gün kalmadı yerde

Hani benim oğlum ki görünmez ona n’oldu
On dürt Temmuz’a etti tesadüf şehit oldu

Bayram mı, bu matem mi, Muharrem mi, ‘ne mi ah
Her yanda semaya çıkıyor sayhayı nagah

Kerkük dağılıp her birisi derbeder oldu
Nehp oldu bütün malları kanı heder oldu

Oldu bu aziz günleri bayramları matem
Yedikleri gamdır ki bu gün içtiği hep sem

Düşman geziyor gözlerin önünde gülerler
Süslerle bezenmiş dolaşır neşe ararlar

Sadık yeter kan ağlama her mihnete sabır et
Yaz milletin ahvalini Allah’ına koş git