Mevlâna – BAŞKA YARINLAR

mevlana

 

“İmrûz cemâl-i tü sîmâ-yı diger dâred / İmrûz leb-î nûşet helvâ-yı diger dâred”

Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin,
bugün dudağında bir başka tad var,
boyunda bir başka yücelik.
Bugün kırmızı gülün bir başka daldan.

Ayın gökyüzüne bugün sığmamış.
Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş.
Hangi yanından kalktın bu sabah söyle,
bir başka kavga var dünyada senin yüzünden,
dünyada bir başka gidiş.

Biz senin gözlerinden gördük
arslanlara meydan okuyan o ceylânı.
Başka bir ovası var o ceylânın bugün
iki cihandan da dışarı.

Seven insanın ayağı mı yok,
işte ona ölümsüzlük kanadı.
Yukarlarda onunla uçar gider.

Gözlerinin denizinde onu arama.
O inci bir başka denizde.

Bakarsın bugün sever bu yürek,
yarın sevilir bakarsın.

Yüreğimin özünde başka yarınlar var.

Türkçesi: A. Kadir

//:: Bugünün Diliyle Mevlâna, 1976 (Beşinci Basım)

Hacı Gürhan – Ben Anadolu’yum

canakklae

 

Bir yanımdan şafak sökerken bir baştan bir başa,
Her gün selam veriyor güneş kurda kuşa.
Dört mevsim bir yaşarım, yok cihanda böyle eş, akşam sefasından ufuklardan batıyor Güneş.
İşte ben Anadolu’yum, yiğidim çatıktır kaşım,
Bir babanın öz oğluyum, yedi kardaşım.
Yedi oğlum var biri Aras’tır, bir ucunda serhat,
Bir kızım var Dicle’dir, bir oğlum var Fırat, İki ikizim var Seyhan, Ceyhan kıskançlık verirler yada,
Her nesneye can verilir, yeşil Çukurova’da.
Bir oğlum var, uzun boyludur rengi kızıl ya,
Bir kızım vardır, kaşları hilaldir adı Sakarya.
İşte benim ben, ben Anadolu’yum.
Ben Türküm, Kürdüm, Zazayım, Lazım, Çerkezim, Dadaşım
Dedik ya bir babanın öz oğluyum, yedi kardaşım
Ben Karadeniz’de Lazım Hazar denizinde Ahbazım,
Bir elimde kemençe bir elimde sazım.
İşte benim ben, ben Anadolu’yum.
Ağrı Dağında güvercinim.
Bitlis’te Ahlat, Van’da Gevaş’ım
Ben Bingöl dağların da çobanım, Muş ile kardaşım.
Hakkâri’de Ahmed-i Hani, Feqiye Teyran’a kuşum,
Ben Cizre yollarında Mem-u Zin ile yoldaşım.
Batman da petrol, Diyarbakır ovasında pamuk, Melik Ahmet dükkanında kumaşım.
Siirt’te Koçero, Mardin’de Süryani Antep’te Şahin, Urfa’da Halil-ul Rahman sofrasında aşım.
Ben Erzincan’da Terzi Baba Elâzığ’da Gagoşum.
Ben Munzur’da Alevi, Sivas’ta Kızılbaşım.
İşte benim ben, ben Anadolu’yum.
Ben Hatay da Arap’ım Habib-i Neccar’a yandaşım,
Ben Malatya, Adıyaman, ben Maraş’ım,
Ben Kayseri, Kırşehir, Kırıkkale, eğilmez başım.
Ben Yozgat, Tokat, Ankara vatan duvarında taşım.
Adana, Antalya, İzmir, Bursa’dan hoşum,
Sakarya, İzmit, İstanbul aşkıylan sarhoşum,
Egede efe Trakya’da Roman Marmara’da Mamoş’um,
Ben Yurtta Sulh Cihanda Barışım,
Ben Kur’an-ı Kerim in ışığında çağdaşım,
Ben Anadolu erenleri Mevlana, Yunus, Hacı Bektaş’ım
Ey sevgili kendine gel ,sen bensin ben sizim.
Çanakkale’de yatan binlerce kefensizim.
Beni benden ayırmak ne mümkün, aynı bedenim, aynı kemiğim, aynı tırnağım, aynı dişim.
Ben anayım, ben babayım, ben dayı, yeğenim, ben eşim.
Ya Rabbi sana arzu niyazım var ayırma beni haktan.
Ya rab koru beni düşmanlardan dış mihraklardan.
Otuz beş yıldır ne baharım var ne yazım, mevsimde kışım.
Ben üzgünüm, ben kırgınım, ben ağlayan gözlerde yaşım.
Ben Gürhan’ım, garip ozanım, bu topraklarda vatandaşım.

Ataol Behramoğlu – ESKİ NİSAN

Canımın yongası, sevdiğim,
Bir kaç gün çaldık ilkbahardan
Geçtik yıllardır özlediğim
Erguvan ışıklı kıyılardan

Aşkı sessizlik tanımlar
Gençken tersini düşünürdüm
Akşamla dönerken geriye dalgalar
Yalnızlığı çırçıplak gördüm

Durduktu önünde Ege Denizi’nin
Gözleri mayıs bulanığı,
Kuytuluğunda eski evlerin
Dolaştıktı Ayvalığı

Eski nisan, her şey gibi,
Kalbim de, rüzgar da eski,
Çırpınıp duruyor havada
Yitik anıların kelebeği

1983 (Eski Nisan)

Müzik : Erhan Doğan

Muhip Süeltürk – DAMLA..

muhip-suelturk3

 

Sandal uykusunda
Bu memleketin gecesi de gündüzü de..
Kıyıdan geçeni
Balıkçı gömleğinde yakamoz
Delileri var sabaha gündelikçi
Dalgıç gözlü ,susuz,dalgasız
Yelken adamdan bayraklı , türküsüz
Ey ..!
İhtişamı büyük o kasırga
Nerede eyleşmekte deli rüzgarın
Memleketimde okyanus ölümü bedenim
Dön artık
Yağmur damlası kahramanım

Orhan Şaik Gökyay – AĞIT-DESTAN

orhan-saik-gokyay

 

Bir ağıt söyleyim dağlar dilinden
Dumlu’dan Ağrı’ya ün gitsin gelsin…
Destanlar duyulsun tarih yolundan
O günden dünlere şan gitsin, gelsin!

Çeksin küheylanın, atlasın, binsin,
Al yelelerinde yankılar dönsün,
Afyon’dan İzmir’e ordular insin,
Süngü uçlarında can gitsin, gelsin!

Neymiş yarım? Sancak çekilsin uca,
Şılasın göklerde yüceden yüce,
Sormak lüzum değil, halımız nice,
Yanan yüreklerden kan gitsin, gelsin!

Sen ey yayda bir ok gibi kurulu,
Bir ok değdi, düştün yere yaralı!
Dört yanında ak mermerler örülü,
Sars devir bunları, sin gitsin, gelsin!

Gökyay’ım neylesin, ıssız çağlarda?
Bir ağlar, bir güler, durmaz kararda,
Bir başka dağ gibi sen dur dağlarda,
Akşamdan sabaha gün gitsin, gelsin!

Bayburtlu Zihni

070-2

 

ah elinden benim zülfü kemendim
müjgan değdi sinem yaralandı gel
günbe gün artmakta derd-i derunum
uç verdi yaralar sıralandı gel

gamdan hisar oldu meskenim yurdum
tükenmez avazım okunmaz virdim
üç değil beş değil yüz oldu derdim
yüklendi gam yüküm kiralandı gel

zihni de kulundur haftada ayda
sevip ayrılmada ne buldun fayda
azrail göğsümde canım hayhayda
gözlerimin akı karalandı gel

EŞREFOĞLU RUMİ – BANA SEN CAN YETERSİN

042

 

Bana sen can yetersin can gerekmez
Seni gerek seni kevneyn gerekmez

Senin fikrin ile doldum temamet
Yeter derdin dahi derman gerekmez

Muradım sensin ey Dost senden özge
Sekiz uçmak ü hür ü gılman gerekmez

Yönü sana vü kıblem ma’budum sen
Iyan gördüm seni güman gerekmez

Beni külli yitürdüm seni buldum
Be ben sensin ben öldüm ben gerekmez

“Enelhak” sırrını faş eylerim faş
Melamet olurum pinhan gerekmez

Sana Dost aşkı Eşrefoğlu rumi
Yeter iman dahi iman gerkmez

Hüseyin Haydar – Günler böyle rüzgârlı rüzgârlı

huseyin-haydar5

Günler böyle rüzgârlı rüzgârlı,
Dur durak bilmeden esiyor, dört yönden.
Katıyor önüne çıkanı, çıkmayanı,
Ekimden beri sersem etti evleri, bahçeleri.

Bilge zeytin ağaçları kurt gibi uluyor,
Uğulduyor gün görmüş Kazdağı dorukları.
Vahşi atılışlarla sabaha karşı kuzeyden,
Bir yıldız bir poyrazla dalıp geçiyor,
Dağıtıyor kuramları, kuralları kökten söküyor,
Allak bullak ediyor düşleri, düşünceleri.

Günler böyle rüzgârlı rüzgârlı,
Savurup atıyor salatalık domates kasalarını,
Yırtıyor kara geceyi yelken bezi gibi.
Dalıyor market raflarına, ne var ne yoksa,
Dağıtıyor kutuları, paketleri, şişeleri.

Durmadan esiyor, sıcak, serin, soğuk,
Tükenmez öfkeyle, hızını artırıp eksilterek.
Uçan kuşlar, otlar, böcekler sarhoş.
Atölyelerin, kahvelerin olduğu yer toz duman,
Sarsıyor incirleri, üzüm asmalarını…
Mars ya da uzakta Venüs, kendi işinde,
Ben de çalışıyorum, dişimi tırnağıma takmış.

Günler böyle rüzgârlı rüzgârlı esip tükenecek,
Eskiyen hayat yenileyecek kendini.
Benim acil işlerim bitmiyor, bitmeyecek…
Evrense sakin, devam ediyor genişlemesine.