Ali KINIK – TÜRKÇE

türkiye azerbaycan bayrağı3

Türkçe çalayım sazımı.
Türkçe söyleyim sözümü.
Asya’da anayurt uyur,
Uykularda umut uyur,
Ve bozkırda bir kurt uyur,
Uykusu Türkçe

Umut Türkçe değil midir?
Ölüm Türkçe değil midir?
Ve bir yağız ozan gelir,
Sazını dizine alır,
Çalınca dağlar alçalır,
Türküsü Türkçe

Sevgiler Türkçe bilinsin.
Kavgalar Türkçe bilinsin.
Bir millet ki bilen bilir,
Gelirse şimşekle gelir,
Yalnızca Tanrı’ya eğilir,
Korkusu Türkçe

Məhəmməd Hadi – TOFİQ FİKRӘTӘ

Məhəmməd Hadi

Şe’rin ədibin nasiyeyi-şə’şə’ədari,
Dilsiz vətənin bir fəmi-ilhamnisari.

Bir heyrəti-fəyyaz, füruzəndeyi-ürfan,
Afaqi-mühitatımıza nəcmi-dirəxşan.

Fikrət – o böyük şairü nəvvar, füsunkar,
Hər tari-“Rübab”ından uçar nəğmeyi-səhhar.

Әcfani-vətəndən tökülən qətreyi-abi
Şe’r inciləri yapmada əngüşti-rübabi.

Bir nalə, bir eyvah, bir əfğanı-cigərsuz
Dəsti-hünərində oluyor şe’ri-qəməfruz.

Ey dəsti-ədəb, dəsti-hünər, dəsti-rəhasaz,
Alqışlayan əllər səni, əlbettə, qırılmaz!

İstanbul

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA – RAHATLIK

fazıl hüsnü dağlarca17

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine çiçekler açacak dallarda.
Dallarda açan çiçekler gibi,
Yine çocuklar uyuyacak masallarda.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine uykular havuzda dibe gidecek.
Havuzlarda kaybolan uykular gibi,
Yine çocuklar mektebe gidecek.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine göklerden mavi gölgeler inecek yere.
Toprağı nurlandıran mavi gölgeler gibi,
Yine çocuklar gülümseyecek, askerlere.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine meltemler geçecek denizlerden.
Denizlerden geçen meltemler gibi,
Yine çocuklar olacak, rahatlık veren.

Edip CANSEVER – ADSIZ BİR ÇİÇEK

edip cansever4

Rengini dünyaya ilk defa sunan
Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
Sevgilim
Bana ‘sen bir şairsin’ dediğin zaman.

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri
İstersen bir şiir gibi okuma
Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
Soğuklar başlayınca havalanıp
Millerce yol kat ettikten sonra
Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

Ve yazmış olacağım bir de
Her dönemde her çağda
Sevdanın kendine özgü diliyle.

KEMALETTİN KAMU – İRŞAD

havuz1

Sevgilim güvenme güzelliğine,
Senin de saçların tarumar olur;
Aldanma talihin pembe rengine,
Hayatın uzun bir intizar olur.

Sevgilim her insan doğarken ağlar,
Çiçeklerle açar, sularla çağlar,
Rehgüzârı olur bahçeler, bağlar,
Nihayet isimsiz bir mezar olur.

Sevgilim baksana bir yanda gülen,
Bir yanda gözünün yaşını silen,
Kimi benim gibi erir derdinden,
Kimi senin gibi bahtiyar olur!

Sevgilim senin de geçer zamanın,
Ne şöhretin kalır, ne hüsn-ü ânın,
Böyledir kanunu kahpe dünyanın,
Dört mevsim içinde bir bahar olur!

Nazım Hikmet – TAHİR İLE ZÜHRE MESELESİ

nazım hikmet ran15

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Nurullah Genç – SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR

nurullah genç1

siyah gözlerine beni de götür daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşuşun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür artık bu yerlere sığamıyorum
pembe uçurtmalar yollandığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asudeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum
bin bir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum
bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tûfanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun
usul usul intizârı çürüten
bu hercai diken, bu çılgın arzu
sürüklüyor imkânsız muştuların
eşiğine gönül vâdilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür

Edip Cansever

20160817_043742_HDR

bi öğleden sonra ben valizlerimi yaktım ya
işte o öğleden sonra bi kahveni içsek o camlı bahçede,
derin derin sussak,
uzun uzun dinlesek etraftaki sesleri.
konuşacak bi şeyi kalmıyor insanın bazen,
öyle değil bu sadece susasım var.
derin derin kesikler attık bakarak yüzlerimize.
birileri yaşlandınız dedi ya değildi işte.
valizlerimi yaktım
yolculuklarım yok artık uzak bir şehre
yada kıtaya
en azından şuan aklımda.
otursak bi aksam üzeri,
sen bana hiç bilmediğim bir hikaye anlatsan.
bildiğim bi hikayede anlatsan ben bilmezden gelirim söz,
üstümüzde hafif bi şeyler.